Severim fıkaları. Çoğu bir yandan güldürürken, diğer yandan düşündürücü mesajlar taşır çünkü. Biz gülmekten o mesajları göremeyiz ama olsun.
65 yaşında bir adam, tutturmuş ben bir kez daha evleneceğim diye. 60 yaşındaki karısı çaresiz. Kavga gürültüyle de olsa tamam demek zorunda kalmış. 29 yaşında yeni bir kadın gelmiş eve. Haftalar, aylar geçmiş. İster istemez iki kadın arasında diyalok gelişmeye başlamış. Genç kadın sormuş; "Sen kocanı benden kıskanmıyor musun? Nasıl dayanıyorsun?"
Ne yapsa yaşlı kadın şimdi? Bağırıp dövünse mi? Ağlayıp mahvolsa mı? Gidip birilerine yeni kadının ne kadar kötü olduğunu anlatıp, kabul görüp, rahatlasa mı? Eskilere göre kafayı tırlatsa, yeni jargonda geçirdiği travmatik anlar sebebiyle psikolojik sorunlar yaşayıp, hayır, terapi zengin işi. Çoğu zaman Psikiyatristler bir antidepresan reçetesi tutuşturup sepetlerler. Psikiyatriste mi gitse? Kadın zeki. Kadın ne yapacağını biliyor. Hiç sükunetini bozmamış ve ne demiş ondan duyalım.
"Ah be güzelim" demiş yaşlı kadın. "Ah be güzelim, onun ayakkabılarının parıltısını, gözlerinin pırıltısını, ceplerinin şıkırtısını, saçlarının ışıltısını, ben aldım. Sana da kala kala göğsünün hırıltısıyla, götünün zırıltısı kaldı."
Belki böylesi değil ama siz olsanız benzer bir çaresizlik yaşayınca ne yapardınız? Hayat mahşeri kalabalıkla yürünen bir yoldur. Kenardan çalınan ıslıklara, yuhalamalara, yolunuza atılan taşlara bakıp çok oyalanmaya kalkarsanız, o yolu yürüyemezsiniz. Mahşeri kalabalık içinde oradan oraya sürüklenir, iteklenir durursunuz. Hiç değilse şu andan itibaren, kişilerden ve olaylardan bağımsız, gözlerinizi ileriye dikin ve yürümeye başlayın. Hele de yirmili, otuzlu yaşlarda falansanız, benim gibi bunu yaşayarak öğrenmek için kırk yaşınızı beklemeyin.
Yorum ekle